19 Temmuz 2026 Pazar

Stephen Crane-Canavar

 Herkese merhaba 😃🌞☀️ 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bir süredir kitap yorumu paylaşamasam da kütüphaneden güzel kitaplar alıp okudum. Sadece güzel şeylerden dolayı paylaşım yapamadım. Kitap; Amerikan edebiyatının en sarsıcı, zamansız ve toplumsal ikiyüzlülüğü en yalın haliyle yüzümüze vuran başyapıtlarından birisi olduğu çok belli.


Bugün sizi, yazıldığı dönemin çok ötesinde bir cesarete sahip, okurken insanın boğazını düğümleyen ve "Asıl canavar kim?" sorusunu sorduran bir klasik ile baş başa bırakmak istiyorum: Stephen Crane’in Canavar (The Monster) kitabı. Birinci yüzyıl Amerikan edebiyatının erken yaşta kaybedilen en parlak dehalarından Crane, bu novellasında küçük bir kasaba dekorunda insan doğasının en karanlık, en bencil ve en ikiyüzlü köşelerine ışık tutuyor. Hikayemiz, Whilomville adlı sakin ve kendi halinde görünen küçük bir Amerikan kasabasında geçiyor. Kasabanın saygın hekimi Dr. Trescott’un evinde büyük bir yangın çıkar. Doktorun siyahi arabacısı Henry Johnson, kendi canını hiçe sayarak doktorun küçük oğlu Jimmie’yi alevlerin arasından kurtarır. Ancak bu kahramanlık Henry’ye pahalıya patlar: Yangında hem yüzü tamamen tanınmaz hale gelir hem de zihinsel melekelerini kaybeder. İşte hikaye tam da burada başlar. Yangından hemen sonra Henry’yi göklere çıkaran, onu bir "kahraman" ilan eden kasaba halkı; Henry’nin değişen dış görünüşünü ve durumunu gördükten sonra ona bir "canavar" muamelesi yapmaya başlar. Dr. Trescott, vefa borcunu ödemek için Henry’ye sahip çıktıkça, kasaba halkı bu sefer doktoru ve ailesini de dışlamaya koyulur.



Stephen Crane, bu incecik kitapta adeta bir neşter gibi toplumun ahlak duvarlarını yarıyor. Kitabı okurken şu temalar zihninizi meşgul edecek: Güzellik Algısı ve Yabancılaşma: Kasaba halkı Henry’yi içindeki iyiliğe göre değil, dışındaki "çirkinliğe" göre yargılar. O artık bir kahraman değil, çocukları korkutan, düzeni bozan bir "ucubedir".Toplumsal Mahalle Baskısı: İnsanların, çıkarlarına veya konfor alanlarına dokunulmadığı sürece "iyiliksever" olduklarını, ancak kendi konforları sarsıldığında nasıl acımasız birer canavara dönüştüklerini görüyoruz. Irkçılık ve Ötekileştirme: 1890'ların Amerikasında geçen hikaye, satır aralarında dönemin ırkçı önyargılarını da harika bir şekilde elestiriyor. Henry, siyah bir birey olarak zaten toplumun çeperindeyken, kazadan sonra tamamen sistemin dışına itiliyor.


"Bir insanı kahraman yapan şey, toplumun ona biçtiği rol bittiğinde de devam eder mi?"  Canavar, sadece 80-90 sayfalık bir uzun öykü olmasına rağmen, yüzlerce sayfalık bir romandan çok daha derin bir iz bırakıyor. Crane'in realist, süssüz ama bir o kadar da sinematografik anlatımı, sizi o yangının ortasına ve sonrasındaki o soğuk kasaba dedikodularının içine çekiyor. Kitabı bitirdiğinizde Whilomville kasabası sakinlerine kızabilirsiniz. Ama asıl ürkütücü olan, Crane'in aynayı bize çevirmesi. Bugün sokaklarımızda, sosyal medyamızda ya da hayatın içinde kaç kişiyi dış görünüşü, fikirleri ya da "bize benzemediği" için "canavar" ilan ediyoruz? Modern dünyanın değişmeyen önyargılarını anlamak için mutlaka okunması gereken, sarsıcı bir klasik.


Peki siz Stephen Crane okudunuz mu? Toplumun vicdanını sorgulatan bu tarz kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım! ✍️







23 Haziran 2026 Salı

Gyles Brandreth-Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri

 Herkese merhaba ☀️🌞😃 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Yorumlarda arada klasik yorumlarımı arada farklı tarzda yapmaya karar verdim. Nedense resim ekleyemiyorum. Kütüphaneden aldığım bir kitaptı ve edebiyat tarihinin en nüktedan, en estetik ve en sivri dilli dehalarından biri olan Oscar Wilde’ı sadece yazdığı oyunlarla veya trajik hayat hikayesiyle tanıdığımızı sanıyorsak, yanılıyoruz. Gyles Brandreth, bizi Viktorya dönemi Londra'sının sisli sokaklarına davet ediyor ama bir farkla: Bu kez Oscar Wilde, kelimeleriyle değil, bir cinayeti çözmek için zekasıyla savaşıyor! Bugün blogda, klasik polisiye kalıplarını yıkan ve atmosferiyle sizi içine çekecek olan 'Oscar Wilde ve Mum Işığı Cinayetleri' kitabını masaya yatırıyoruz.

Klasik dedektifler ve dedektif hikayelerinden sıkılanlar için güzel bir kitap. Sherlock Holmes'un soğuk mantığından veya Hercule Poirot'nun hücrelerinden farklı olarak karşımızda estetiğe, sanata ve insan psikolojisinin karanlık labirentlerine meraklı bir deha var. Kitap, Wilde'ın ünlü nükte ve aforizmalarını kurguya o kadar iyi yediriyor ki okurken onun gerçek hayatta da bu cinayeti çözmüş olabileceğine inanmak istiyorsunuz. Sisler İçindeki Londra ve dönemin atmosferi oldukça başarılı yansıtılmış.  Yazar Gyles Brandreth, dönemin ruhunu yansıtmakta çok başarılı. Mum ışığıyla aydınlanan odalar, tiyatro kulisleri, aristokrasinin ikiyüzlü ahlak anlayışı ve arka sokakların tekinsizliği. Kitap sadece bir cinayet çözme hikayesi değil, aynı zamanda insan davranışlarının, bastırılmış arzuların ve toplumsal maskelerin psikolojik bir analizi niteliğinde.


 Romanda sadece Oscar Wilde değil, dönemin bir diğer dev ismi Arthur Conan Doyle da karşımıza çıkıyor. İki büyük zekanın diyalogları ve birbirlerini tamamlama şekli, edebiyatseverler için tam bir görsel şölen (veya zihinsel ziyafet) sunuyor.


Tarihi polisiyeleri ve Viktorya dönemi atmosferini sevenler, insan psikolojisinin gizemli ve karanlık yönlerine, suçlu zihnine ilgi duyanlar, Oscar Wilde’ın zekasına ve diline hayran olanlara tavsiye ederim. Peki, sizce Oscar Wilde gerçek hayatta bir dedektif olsaydı suçluları yakalamak için mantığı mı yoksa insan sarraflığını mı kullanırdı? Kitabı okudunuz mu veya listenize eklediniz mi? Yorumlarda buluşalım!



5 Haziran 2026 Cuma

Steve Hayes-Sherlock Holmes ve Kupa Valesi

 Herkese merhaba 🌞😃☀️ 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Hikaye, Londra'nın o sisli, tekinsiz atmosferinde başlar ve ünlü dedektifimiz Sherlock Holmes ile sadık dostu Doktor John Watson'ı yine oldukça karmaşık bir düğümün ortasına bırakır. Olayların merkezinde, yüksek sosyetenin uğrak yeri olan lüks kumar kulüpleri ve buralarda dönen karanlık işler yer alır. Kendisine "Kupa Valesi" (The Knave of Hearts) adını veren, son derece zeki, acımasız ve yakalanması imkansız gibi görünen bir suçlu ortaya çıkar.Kupa Valesi, Londra'nın elit kesimine, aristokratlarına ve zenginlerine yönelik incelikli bir şantaj ve soygun ağı kurmuştur. Kurbanlarının en gizli sırlarını ele geçirerek onları köşeye sıkıştırmakta ve adeta toplum içindeki statüleriyle kumar oynamaktadır.İşin ucu İngiltere'nin en nüfuzlu isimlerine ve devlet sırlarına dokunmaya başladığında, Scotland Yard çaresiz kalır ve kapısını çalabilecekleri tek bir kişi vardır: Sherlock Holmes. Holmes ve Watson, bu gizemli suçlunun arkasında bıraktığı oyun kağıtlarını ve şifreli ipuçlarını takip ederek bir sonraki hamlesini çözmeye çalışırlar.


Klasik Sherlock Holmes hikayelerinde olduğu gibi, olaylar kaba kuvvetle değil; tamamen tümdengelim yöntemi, gözlem yeteneği ve kusursuz bir mantık yürütmeyle çözülüyor. Holmes ile Kupa Valesi arasında adeta bir satranç maçı yaşanıyor. Kitap sadece bir suç hikayesi anlatmıyor; aynı zamanda suçlunun ve kurbanların psikolojisini, insanların sırlarını saklamak için ne kadar ileri gidebileceğini ve güç-para ilişkilerini de masaya yatırıyor.Arthur Conan Doyle'un diline ve Victoria dönemi Londra tasvirlerine oldukça sadık kalmışlar. Watson'ın gözünden anlatılan hikaye, okuyucuyu sürekli "Bir sonraki ipucu ne olacak?" sorusuyla merakta bırakıyor.


Özetle sırların, maskelerin, zeka oyunlarının ve ters köşelerin bol olduğu, temposu hiç düşmeyen sürükleyici bir dönem polisiyesidir.


"Her hikaye bir yapboz parçası gibi; doğru yere koymadıkça resmin bütününü göremiyorsun. Sherlock Holmes & Kupa Valesi’ni okurken yine o tanıdık duygu hissettirdi kendini: Görünenden çok daha fazlası var satır aralarında. İnsan zihni de böyle değil mi zaten? Küçük ipuçları, maskelerin arkasına saklanan gerçekler ve doğru soruyu sormanın o büyüleyici gücü... Bazen en karmaşık düğümleri çözmek için sadece biraz sakinlik, mantık ve doğru bir bakış açısı yetiyor. Akıp giden olay örgüsünün içinde kendi iç sesimi dinlemek, bu aralar ihtiyacım olan en güzel mola oldu. ☕️📖


26 Nisan 2026 Pazar

Kemal Tahir -Köyün Kamburu


 Herkese merhaba 😃☀️🌞 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Anlatımı ve akıcılığı beğendim. Çorum’un Narlıca köyüne her şeyine özen gösteren ve bakımlı bir yabancı gelir. Başta bu yabancının kim olduğunu anlayamazlar am sonrasında tütün kaçakçısı Gavur Ali’nin Bafra’ta gönderdiği Ahmet olduğunu anlarlar. Ahmet köye yerleşeceğini söyleyince, Ahmet’in babasının evini yaparak ve hayvan vererek yardımcı olurlar. Ahmet çalışkanlığı ile kendini sevdirir. Ahmet, tel kesme olayından sonra değişir ve herkes Ahmet’e Parpar Ahmet derler. Uzun İmam, Muhtar ve Kahya; Ahmet’i Topal Ayşe ile evlendirir ama her gün Ayie’yi döver. Ayşe 7 atlık hamiledir, sesi çıkmayınca Şayeste abla, muhtarla beraber Ayşe’nin yanına gider. Ahmet’in yaptıkları yüzünden Uzun İmam, Ahmet’i alarak ahırda Ahmet’i döver. Ayşe, bir oğlan doğurur ve Uzun İmam çocuğa Kerim adını verir. Kerim korkularını yenerek hırsızlık yapmaya başlar, buna dayanamayan annesi hafız olması için imamın yanına gönderir. Orada da rahat durmaz, cimriliği öğrenir ve hafızlar askerlikten muaf olunca, herkes hafı olmaya çalışır ama bu da öğretmenlerin çağrılmasına neden olur. Kerim, 10 yıl sonra köye geri döndüğünde seferberlik başlamıştır.  Abuzer ile Musa Çavuş  haraç istemeye başlayınca, Kerim nişancılığını kullanarak, köyü bu iki adamdan kurtarır. 15 yaş ve üzeri bir kitap. Keyifli okumalar. 

22 Nisan 2026 Çarşamba

Cornelia Funke - Mürekkep serisi

 


Herkese merhaba 😃☀️🌞 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Zor olsa da resim ekleyebildim, hem bu kitapların hem önceki yayınımın. Üç serilik bir kitap olduğu için yorum biraz uzun olucak. Yazarla tanışma kitabım ve serinin ilk kitabı Mürekkep Yürek. Anlatımını, akıcılığı ve akışı beğendim. Ana karakterimiz Maggie ve babası Mo’nun (babasına Mo diye hitap ediyor.) hikayesine eşlik ediyoruz. Kitapların içinde yaşıyorlar, dış dünya ile iletişimleri az ve kitaplardan fırlayan karakterlerle yaşıyorlar. Maggie’nin annesi nerde olduğunu ve kitapta çok yer verilmememesinden dolayı yok mu diye düşündürdü. Maggie ve babası, Maggie’nin tuhaf teyzesinin evine Mürekkep Kitap için giderler. Çünkü babası, annesine kitap okumayı seviyordur ve annesi de hem kitap okumayı hem kendisine kitap okunmasını sevmektedir ama bu kitap ile hem kitaptaki karakterlerin ortaya çıkması hemde ninesinin kaybolması ile kitap için teyzeye giderler. Ve buradaki arayışları ile yaşadıkları anlatılmakta. 



İkinci kitap’a soru işaretlerim gitsin diyerek hızlıca başladım ve ikinci kitabımız Mürekkep Dünya. Meggie, ailesine bir mektup bırakarak Mürekkep Dünya, Gizemli Orman’a gider ve birçok kitap kahramanını tekrar ziyaret etmek için yola çıkar. Bu yolculukta yaşadıkları el alınıyor ama hala kafamdaki soru işaretleri gitmedi, yeni soru işaretleri eklendi. Akıcı ve güzeldi ama soru işaretlerini çözmediği ve yeni soru işaretleri eklediği için 10 üzerinden 8 verdiğim seri artık 10 üzerinden 6 puanlık oldu. Bakalım son kitap 10 üzerinden 10 yaptıracak mı? 



Son kitabımız Mürekkep Ölüm. Son kitap fikrimi değiştirir diyordum ama olmadı. Serinin üç kitabında da akıcılık, anlatım, üslup, gerilim ve dozun artışı ve azalışı; kısacası her şey çok güzeldi ama kafamdaki sorulara cevap alamadım. Güç savaşlarına katılan ana karakterlerimiz, kitabın sonunu değiştirmeye çalışırken yaşadıkları anlatılıyor. Bu sonu değiştirmeye çalışırken kitap yeniden yazılmış oluyor. Benim için havada kalan bir kitap ve seri oldu. 

Genel olarak serimiz 15 yaş ve üzeri bir kitap. Okuyacaklar için keyifli okumalar. 🌸

17 Nisan 2026 Cuma

Kemal Tahir - Devlet Ana

 


Herkese merhaba 😃🌞☀️ 

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Oldukça akıcı ve sürükleyici. Osmanlı’nın kurulmadan önceki zamanına gidiyoruz. Anadolunun görünümü, insanları, özlemleri; güçlü, güvenilir ve adaletli bir devlet kurma yolunda yaşanılanlar, birbirleri ile olan ilişkileri anlatılıyor. Tarihi, romanla hikayeleştirerek anlatılması oldukça güzeldi.15 yaş ve üzeri bir kitap. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar. 🌸

13 Mart 2026 Cuma

.You Yeong Geang-Yağmur Mevsimi Pazarı

 


Herkese merhaba 😃🌞☀️

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve değişik bir içeriği var. Gökkuşağı Kasabasında, zamanın ve insanların unuttuğu eski bir ev var. Bu evle ilgili bir efsane var ve bu efsaneye göre, talihsiz hayatını anlatan bir mektup gönderiyorsunuz ve gelen cevapla beraber değiş tokuş usulü ile hayatınızın değişimini yapabilirsiniz. Sadece bu evden gelen biletle beraber, yağmurun ilk günü gitmeniz gerekiyor. Ana karakterimiz bu bileti alır ve giderken yaşadıkları ele alınmakta. Bana, Yeşim Türköz’ün Büyü Dükkanı serisini hatırlattı. 12 yaş ve üzeri bir kitap. Keyifli okumalar. ❤️