Herkese merhaba 😃🌞☀️
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bir süredir kitap yorumu paylaşamasam da kütüphaneden güzel kitaplar alıp okudum. Sadece güzel şeylerden dolayı paylaşım yapamadım. Kitap; Amerikan edebiyatının en sarsıcı, zamansız ve toplumsal ikiyüzlülüğü en yalın haliyle yüzümüze vuran başyapıtlarından birisi olduğu çok belli.
Bugün sizi, yazıldığı dönemin çok ötesinde bir cesarete sahip, okurken insanın boğazını düğümleyen ve "Asıl canavar kim?" sorusunu sorduran bir klasik ile baş başa bırakmak istiyorum: Stephen Crane’in Canavar (The Monster) kitabı. Birinci yüzyıl Amerikan edebiyatının erken yaşta kaybedilen en parlak dehalarından Crane, bu novellasında küçük bir kasaba dekorunda insan doğasının en karanlık, en bencil ve en ikiyüzlü köşelerine ışık tutuyor. Hikayemiz, Whilomville adlı sakin ve kendi halinde görünen küçük bir Amerikan kasabasında geçiyor. Kasabanın saygın hekimi Dr. Trescott’un evinde büyük bir yangın çıkar. Doktorun siyahi arabacısı Henry Johnson, kendi canını hiçe sayarak doktorun küçük oğlu Jimmie’yi alevlerin arasından kurtarır. Ancak bu kahramanlık Henry’ye pahalıya patlar: Yangında hem yüzü tamamen tanınmaz hale gelir hem de zihinsel melekelerini kaybeder. İşte hikaye tam da burada başlar. Yangından hemen sonra Henry’yi göklere çıkaran, onu bir "kahraman" ilan eden kasaba halkı; Henry’nin değişen dış görünüşünü ve durumunu gördükten sonra ona bir "canavar" muamelesi yapmaya başlar. Dr. Trescott, vefa borcunu ödemek için Henry’ye sahip çıktıkça, kasaba halkı bu sefer doktoru ve ailesini de dışlamaya koyulur.
Stephen Crane, bu incecik kitapta adeta bir neşter gibi toplumun ahlak duvarlarını yarıyor. Kitabı okurken şu temalar zihninizi meşgul edecek: Güzellik Algısı ve Yabancılaşma: Kasaba halkı Henry’yi içindeki iyiliğe göre değil, dışındaki "çirkinliğe" göre yargılar. O artık bir kahraman değil, çocukları korkutan, düzeni bozan bir "ucubedir".Toplumsal Mahalle Baskısı: İnsanların, çıkarlarına veya konfor alanlarına dokunulmadığı sürece "iyiliksever" olduklarını, ancak kendi konforları sarsıldığında nasıl acımasız birer canavara dönüştüklerini görüyoruz. Irkçılık ve Ötekileştirme: 1890'ların Amerikasında geçen hikaye, satır aralarında dönemin ırkçı önyargılarını da harika bir şekilde elestiriyor. Henry, siyah bir birey olarak zaten toplumun çeperindeyken, kazadan sonra tamamen sistemin dışına itiliyor.
"Bir insanı kahraman yapan şey, toplumun ona biçtiği rol bittiğinde de devam eder mi?" Canavar, sadece 80-90 sayfalık bir uzun öykü olmasına rağmen, yüzlerce sayfalık bir romandan çok daha derin bir iz bırakıyor. Crane'in realist, süssüz ama bir o kadar da sinematografik anlatımı, sizi o yangının ortasına ve sonrasındaki o soğuk kasaba dedikodularının içine çekiyor. Kitabı bitirdiğinizde Whilomville kasabası sakinlerine kızabilirsiniz. Ama asıl ürkütücü olan, Crane'in aynayı bize çevirmesi. Bugün sokaklarımızda, sosyal medyamızda ya da hayatın içinde kaç kişiyi dış görünüşü, fikirleri ya da "bize benzemediği" için "canavar" ilan ediyoruz? Modern dünyanın değişmeyen önyargılarını anlamak için mutlaka okunması gereken, sarsıcı bir klasik.
Peki siz Stephen Crane okudunuz mu? Toplumun vicdanını sorgulatan bu tarz kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım! ✍️





